| “ |
“Sarı Sessizlik”
SARI Sessizlik emekli Tüm General CİHANGİR AKŞİT Paşa'nın romanı. Osmanlı'nın Balkan Bozgun'undan sonra Sarıkamış'ı Rus'lardan geri almak için ittihatçı Enver Paşa'nın Almanların tuzağına düşerek doğunun o en amansız kış koşullarında yüzbine yakın vatan evladını dondurarak telef ettiği 1914 Sarikamış Harekatı'nın belgesel romanı Sarı Sessizlik. Bir askerin en az kırk yıl araştırarak topladığı belgelerin romanı... Sarı Sessizlik'i okurken Kore ve Kıbrıs'ı saymazsanız doktan yıldır savaş görmeyen bir halkın Osmanlı'nın çöküş döneminde nasıl acılar çektiğinin romanı SARI SESSİZLİK Cihangir Akşit Paşa 1914 Sarikamış Harekatı'nı yazarken müthiş bir dış gözle olayların akışını yönlendirmeden romanı tamamlamış. Romanın eksen kişisi Mülazım Sacit bir vatansever. Asker... Vatanını sevdiği için asker... Başarısız bir kumandanın cepheye yanlış zamanda sürdüğü Mülazım Sacit 1914 Sarikamış bozgununu yaşıyor, Aynı Mülazım Sacit ile Mustafa Kemal Kurtuluş Savaşı'nı kazanarak Osmanlı'nın ümmetini millet yapıyor. Sorun Mülazım Sacit değil... Sorun Mülazım Sacit'leri yanlış zamanda yanlış yöne sevk etmek Cihangir Akşit Paşa'nın romanı kurgu olarak, teknik olarak mükemmel. 1914 Sarikamış Harekatı gibi yüzbin vatan evladını savaşmadan yollarda dondurarak telef etmiş bir olayın belgesel romanı yazarı için tuzaklarla doludur. Olayın biraz duygusal yanına eğilirseniz roman değil, ağıt yazarsınız. Bundan kaçınmak istemeniz de ayrı bir tuzaktır. Bu kez de olayın özü kaçar okur SARI SESSİZLİĞİ okurken Allahu Ekber dağlarının ayazıyla üşüyüp tipisiyle donmaz… Türk halkı bu mayınlı coğrafyada büyük acılar yaşamış…
CİHAGİR AKŞİT paşanın SARI SESSİZLİK'te uyguladığı kurgu müthiş. 1914 Sarikamış Harekatı'nda Allahu Ekber dağlarını tırmanırken vatan evlatları ölürken romanın bir epizodunda Osmanlı Sarayın müzika-i Hümayunun Dolmabahçe sarayında verdiği bir konseri ve sonrasındaki yemek ziyafeti anlatılıyor. SARI SESSİZLİK romanının olay kurgusunda hiç nutuklaşmadan anlatılıyor. CİHANGİR AKŞİT Paşanın bu romanını bütün gençler okumalı okutmalıyız. Yaşadığımız coğrafya da bize sunulan bugün üstünde mutlu özgür özgün soluk aldığımız bu topraklar ne pahasına bize sunulmuş. CİHANGİR AKŞİT Paşa’nın SARI SESSİZLİK romanını iki eliniz kanda olsa okuyun. 1914 Sarikamış Harekatı dünya tarihinin en hüzün veren en romantik savaşı. Savaşa değil soğuğa. Düşmana değil coğrafyaya yenilmenin romanı. Ve bu halk neden ‘Sol'a yeniliğe karşı tutucu. İsminin başında ‘İttihatçı, olan yani reformist bir kumandanın yanlış kararlarıyla arkasında bıraktığı müthiş acının adı ’1914 Sarikamış’ tır. Enver Paşa’dan bu yana bu halk ‘su’yu üfleyerek içiyor. Bugüne kadar 1914 Sarikamış Harekatı ile ilgili sınırsız sayısız yazı yazıldı. SARI SESSİZLİK yakın tarihimizin bu çok önemli olaylarını titiz bir araştırma ve olumlu bir kurgu romanla aktarıyor.
Bu roman aslında büyük bir bilim kurgu.
İyi bir tiyatro yönetmeni SARI SESİZLİĞİ oyunlaştırabilir de.
CİHANGİR AKŞİT Paşa’nın bu romanı titiz bir çalışmanın yılların emeği…
Yakın tarihle ilgilenen herkese SARI SESSİZLİĞİ öneriyorum. Her yurtseverin her aydının mutlaka okuması gerekli bir roman.
| ” |
| “ |
Tatilde hangi kitapları okuyalım?
Tatile çıkmadan önce kitapevlerine uğramayı düşünenler için edebiyat dünyası ve yazarlardan tatilde okunacak kitapların listesini aldık. Valizler toplandı, tatil zamanı geldi... Eğlenmek, güneşlenmek ve gezmenin yanı sıra kitap okumanın da tam zamanı. Uzun bir yolculuk esnasında veya bir şenzlongta dinlenirken şürükleyici ya da keyifli kitaplar okumanın tadı başkadır. Tatile çıkmadan önce kitapevlerine uğramayı düşünenler için edebiyat dünyası ve yazarlardan tatilde okunacak kitapların listesini aldık.
[...]
Mehmet Tezkan:
Nilüfer Göle “İç içe girişler İslam ve Avrupa”, Amin Maalouf “Çivisi Çıkmış Dünya”, Giles Milton “Kayıp Cennet”, Cihangir Akşit “Sarı Sessizlik”, Aliza Marcus “Kan ve İnanç.”
[...]
| ” |
| “ |
İstanbullu Teğmen Sacıt, Erzurumdaki birliğin teftişi sırasında anladı ters giden bir şeylerin olduğunu. Birlik çok kötü şartlar altındaydı ama komutanı teftiş için başta kıyafetler olmak üzere her şeyi farklı göstermiş ve makyajlamıştı. Ne öyle pırıl pırıl kıyafetleri vardı ne de karavanaları. Ama yaklaşan savaş gerçekti ve göstermelik eşyaya papuç bırakacak gibi değildi. Düşmandan önce doğa ile mücadele etmeleri gerekiyordu çünkü. Ve tarihler 1914-1915 yıllarını gösteriyordu, yani sarı kamışın sarı bir sessizliğe bürünmesine adım adım yaklaşılıyordu...
Akşitin ilk görev yeriymiş sarıkamış... O da görev süresince bölgedeki köylülerle konuşmuş, pek çok araştırma yapmış ve tarihi zaferlerle dolu bu ulusun acıklı yenilgisini anlatmaaya karar vermiş. Galibiyetlerimizi nasıl sahipleniyor ve bunlarla övünüyorsak, yenilgilerimizede sahip çıkmalıyız diyerek sarılmış kaleme.
Bir roman formatında olsada orduyu ve işleyişi çok iyi bildiği için kurgusuyla sağlam ve tutarlı bir roman çıkarmış ortaya. Bir askerin gözünden Sarıkamış'ı okumak oldukça farklı bir deneyim.
| ” |
| “ |
1914-1915 kışında, Doğu Cephesi’nde, Sarıkamışta, Başkomutan Vekili ve Harbiye Nazırı Enver Paşa’nın emriyle Ruslara karşı düzenlenen harekat, çok çetin kış şartları ve Osmanlı ordusunun hiçbir bakımdan bu şartlara hazır olmayışı nedeniyle, tam bir felaketle sonuçlanmıştı.
Düşmana değil, fakat kışa yenilen Osmanlı ordusu, bazı kaynaklara göre 55-60 bin, bazı kaynaklara göre de 90 bin kayıp vermişti.
Cihangir Akşit tarafından kaleme alınan ve Doğan Kitap tarafından yayınlanan “Sarı Sessizlik”, işte bu savaşın romanı. Cihangir Akşit, emekli tümgeneral; dolayısıyla böyle bir romanı yazmak için gerekli altyapıya sahip. Fakat yazar yanının bulunduğu da kuşkusuz, çünkü “Sarı Sessizlik”, edebiyatımızda bir eşine daha rastlanılması çok zor olan, gerçek anlamda bir savaş romanı.
Cihangir Akşit’in bu roman için geniş bir tarih araştırması yapmış olduğu belli. Bu yönüyle “Sarı Sessizlik”, edebiyat eserlerinin aynı zamanda nasıl bilgi kaynağı olabileceğine ait mükemmel bir örnek.
Romanın en güçlü yanı ise, kanımca sonlarına doğru, Mülazım Sacit’in ağzından savaş olgusuyla bir yaman bir hesaplaşmaya dönüşmesi : “Eskiden umudum galiba biraz anamdı, babamdı, kardeşimdi, kazanacağımız zaferdi. Şimdi artık umudum biraz da kendimim galiba. Bu son girdiğim çatışmalar bana hayatımın da ne kadar kıymetli olduğunu öğretti. Çok defa öbür dünyaya gittim geldim. Ölüme çok yaklaştım. Ama yaşamak denen şeyin çok kutsal olduğunu gördüm…”
Mülazım Sacit’in, küçük Zincan’la yaptığı konuşmalar, sadece öldürmeye yarayan savaşa karşı bir hayat dersidir : “Mesela, bak şu karşı tepedeki yeşilliklere; eğer aralarındaki onlarca ton farkını, koyuyu, çok koyuyu, açığı, sarıyı, kırmızıyı, yeşili gözünde ve ruhunda hissedebiliyorsan, yaşıyorsun demektir…Gördüklerini, işittiklerini, okuduklarını, dokunduklarını kıyaslayıp aklınla sorgulayarak güzeli bulabiliyorsan yaşıyorsun demektir…”
İleride öğretmen olmak isteyen Zincan’ın bir sorusu ise, sanki gelmiş geçmiş bütün savaşların anlamsızlığının, hayata ve insana aykırılığının bir özetidir: “Peki, ben öğretmen olacağım, çocuklar yetiştireceğim. Onlar da asker olup savaşa gidecekler. Onlar orada vurulacaklar, yaralanacaklar ve yine bana gelecekler. Ben yine onlar için çalışacağım, yaralarını sarıp iyileştirip tekrar cepheye yollayacağım. Peki o zaman bütün bunlar niye, amca?”
Evet, niye? Kaç ‘yetişkin’ kalkabilir ki böyle bir sorunun altından?
| ” |
| “ |
...Doğan kitaptan çıkan Emekli Tümgeneral Cihangir Akşitin son derece güzel bir çalışması: Sarı Sessizlik. 1914-1915'in o unutulmaz kışında doğu cepesinde yaşananları okuyunca insanın tüyleri diken diken oluyor. Bir iki sayfa bakar işime dönerim diye düşündüm, bir iki sayfa derken bir de baktım 50. sayfadayım. Akşam eve geldim, devam ettim. Sabaha karşı bitirdim...
Evet Sarıkamışta askerlerimiz donarak öldü, büyük bir yenilgiydi, ancak bunu sanki orada yaşamış, görmüş gibi yazan kimse çıkmadı. Emekli Tümgeneral Akşit Sarıkamışta görev yapmış, havasını koklamış, bu yerlere bir vefa borcu hissedip 2008 yılında emekli olup davetten davete koşacağına "Sarı Sessizlik" romanını yazmış. Ellerinize sağlık paşam! Lütfen kaçırmayın.
| ” |